Arza Rock Bar

Arza Rock Bar Arza Teras Rock Barın tek resmi Facebook sayfasıdır.

DostoyevskiÖlü Evinden Anılar kitabındanDostoyevski kalabalık bir toplantıda yaptığı konuşma ve okuduğu şiir nedeniyle R...
21/06/2025

Dostoyevski
Ölü Evinden Anılar kitabından

Dostoyevski kalabalık bir toplantıda yaptığı konuşma ve okuduğu şiir nedeniyle Rus Çarı tarafından hapse mahkum edilir ve Sibirya’ya sürülür. Hapis yıllarını “Ölüler Evinden Anılar” isimli kitabında toplar.
Yazar, buradaki hayatından önce halkı, insanları tanıdığını düşündüğünü, ama yanıldığını hapis yıllarında anladığını belirtir.

Dostoyevski, ‘kara halk’ olarak tanımladığı bu kitleyle karşılaştıktan sonra, insanları çözümlemeye ve iç dünyalarının derinliklerine inmeye başlar.

Sürgünde Dostoyevski, hapishanedeki bir köpekle, insan ilişkileri üzerine gözleme dayalı bir deney yapar.

Köpeği takibe alır ve yanından geçen her mahkumun onu tekmelediğini gözlemler. İlginç olan şey, köpeğin mahkumlardan kaçmaması ve yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekme pozisyonu almasıdır. Köpeğin her yanından geçen her mahkum köpeği tekmelemekte ve köpek buna bir tepki vermemektedir.

Dostoyevski de, bir gün köpeğe yaklaşır ve onun başını okşamaya başlar. Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlar.

Önüne gelen mahkumun tekmelediği köpek, o günden sonra nerede Dostoyevski’yi görse ondan kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz. Köpeğin tekme atanlardan kaçacağı yerde başını okşayan Dostoyevski’den kaçmasının bir psikolojik açıklaması vardır elbet!

Kötülüğü hayat şartı kabul etmiş canlıların sevgiyi, kardeşliği, paylaşmayı görünce çok büyük şaşkınlık yaşamaları ve afallamalarıdır bu...

Ruhu köleleştirilmiş bu köpek sevgiye açtır ve bu durum insanlar için de geçerlidir...

Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder...

ŞAİRİN DOĞUM GÜNÜ ÖBÜR ŞAİRIN ÖLÜM GÜNÜ OLDU..Küçük İskender 20’li yaşlarının başında, kendi deyimiyle, iğrenç şiirler y...
28/05/2025

ŞAİRİN DOĞUM GÜNÜ ÖBÜR
ŞAİRIN ÖLÜM GÜNÜ OLDU..

Küçük İskender 20’li yaşlarının başında, kendi deyimiyle, iğrenç şiirler yazmaktadır. Ama yine de arkadaşları onu pohpohlayıp dururlar. İlk defa 19 yaşındayken okur Edip Cansever’i ve şiir kitabını duvara fırlatır “Bu ne boktan şiir böyle!” diyerek.

Bir gün arkadaşlarıyla Bodrum’a gitmeye karar verir Küçük İskender. Otobüs, İzmir’in içinden geçerken bir tren yolunda dururlar. Hava aydınlık ile karanlığın arafındadır. Küçük İskender uyanır, sigarasını yakar ve bir köpek görür. Köpek, hiç kıpırdamadan dağlara bakmaktadır. O anları şöyle anlatıyor Küçük İskender: “Çok saçma dedim kendi kendime. Ama hayatın içindeydi ve o anda, duvara çarptığım kitaptan şu mısralar geldi aklıma: “kim bakar uzaklara, şu köpekleri saymazsam.” Bodruma indik, ilk işim Cumhuriyet Kitabevleri’nden birine girip bir Edip Cansever kitabı almak oldu. Dedim ki, ben Edip Cansever’i anlayabilecek kapasitede bir adam değilmişim!”

İstanbul’a döndükten sonra İskender, bir arkadaşına Edip Cansever ile tanışmak istediğini söyler. Arkadaşı ise Cansever’in sinirli birisi olduğunu söyler ve kabul etmez. İskender’in ısrarı üzerine “Tamam!” der arkadaşı. “Bugün cumartesi. Pazartesi gidip elini öperiz, ben nerede içtiğini biliyorum.”
Tesadüf bu ya, o cumartesi 28 Mayıs 1986, İskender’in doğum günüdür. Eve gider İskender. Annesi pasta, börek hazırlamış konu komşu gelmiş kutlamaya. İskender doğum gününü kutluyor ama aklı hep Pazartesi günü tanışacağı kişide.
Aradan bir saat geçer ve telefon çalar. Az önce yanından ayrıldığı arkadaşıdır. “Başın sağ olsun İskender, Edip’i kaybettik!”
İskender şöyle anlatıyor: “Gitti benim doğum günümde öldü, yetmedi yaşadığım Teşvikiye’den kalktı cenazesi. Ben hayatımda bu kadar dayak yediğimi hiç hatırlamıyorum!"
Ve devam ediyor: "Çok sonraları Adam Yayınları’nda otururken eşi Mevharet Hanım’la karşılaştım. Utana sıkıla ‘Edip Cansever beni tanısa sever miydi? diye sordum. Çok severdi seni!' diye cevap verdi Mevharet Hanım. Ben de dedim ki kendi kendime, benim şair olmaktan başka yapacağım bir şey kalmadı.”

Savcı işaret etti. Gardiyanlar, masanın üzerinde duran kağıda sarılı bir paketi açtılar; çıkardıkları beyaz ölüm gömleği...
05/05/2025

Savcı işaret etti. Gardiyanlar, masanın üzerinde duran kağıda sarılı bir paketi açtılar; çıkardıkları beyaz ölüm gömleğini, başından geçirerek Deniz'e giydirdiler. topuklarına kadar uzanan, kolsuz dar, patiskadan dikilmiş, kılıf gibi bir şeydi. deniz'in kolları gömleğin içinde kalmıştı. ayaklarındaki prangayı çözmek istediler. anahtar pranganın asma kilidini açmadı. Deniz sessiz sakin bekliyor prangasını açmaya çalışanlara bakıyordu. başka anahtarlar bulunup getirildi. hiçbiri açamadı kilidi.bu arada bir albay: “prangayı çözmeden yapalım şu işi” dedi.
infaz savcısı: “yok canım, bunlar uslu çocuklar, çözelim” dedi. “kilidi kim kilitledi? “ bulun getirin onu.anahtarları üzerinde taşıyan bir astsubayı bulup getirdiler. hüseyin'in odasında gördüğümüz astsubaydı. elinde bir anahtar destesi vardı. desteyi uzattı gardiyana. birkaç denemeden sonra anahtar bulundu pranganın kilidi açılabildi. gardiyan, çözdüğü bilek kalınlığındaki prangayı odanın köşesine, betonun üzerine fırlattı.
Deniz bize döndü: “cezaevinden bizi yangından mal kaçırır gibi kapıp havada getirdiler. ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler. postallarımın bağlarını bağlasınlar; asılınca postallarımın ayağımdan düşmesini istemem” dedi. bir görevli, eğilip deniz'in açılmış bağcıklarını bağladı. iki gardiyan iki kolundan kavradı. “hadi” dediler.
deniz, kalktı dimdik yürüdü iki gardiyanın arasında. çok metin gitti.
avluya çıktık. darağacı avlunun karşı duvarına yakın bir yerdeydi.
karanlıkçaydı avlunun o bölgesi; aydınlatılmamıştı dışarının ışıklarıyla aydınlanıyordu. deniz, gardiyanların yardımıyla masaya çıktı. masa yemek masası yüksekliğindeydi; hele kolları bağlıbiri için tek başına, yardımsız çıkmak kolay değildi. deniz'in kolları bağlıydı arkasından, beyaz
ölüm gömleğinin içinde; topuklarına kadar sarkan beyaz gömleğin eteği de daracıktı. masaya çıkarıldıktan sonra tabureye kendi çıktı. basıkça bir tabureydi. tepeden sarkan ilmiğe boynunu kendi geçirmek istedi. ilmik sıkılmıştı, dardı kendiliğinden kafasından geçemezdi. bir gardiyan çıkıp ilmiğin halkasını genişletti, başından geçirip indirdi deniz'in boynuna.
ancak, sarkan urgan nedense iki kattı; altta ilmik de ki kattı. çift ilmik vardı deniz'in boğazında. üçünün içinde sesi en gür olan deniz'di. duruşmalarda da öyleydi. işte o anda. deniz son sözlerini söyledi:
“yaşasın tam bağımsız türkiye. yaşasın marksizmin -leninizmin yüce ideolojisi. yaşasın türk ve kürt halklarının devrimci bağımsızlık mücadelesi. yaşasın işçiler, köylüler. kahrolsun emperyal---izm,
derken, 'izm'i bütünleyemedi, çünkü, infaz savcısının
“çek! çek!” diye bağırması üzerine, cellat arkadan tabureye ayağıyla vuruverdi.
dört adım ötemdeydi. bir infaz olayının tanığı gibi değildim, devrimci bir eylemi izliyor gibiydim. tepkim olağandı. çok dikkatliydim: tabure masadan düştü yere. deniz'in
ayakları masaya değdi, tabanlarıyla basamadı ama uçları değdi masaya. anlaşılan, deniz'in uzun boylu
oluşunu hesaplayamamışlardı. bu durum, görevlilerde bir şaşkınlık yaratmıştı. İnfaz savcısı: "masayı çekin altından!" diye bağırdı.
masayı çektiler. gitmişti Deniz. o anda yüzü tam karşımdaydı; yüz yüzeydik. gözlerinde anlam yoktu. ayakları masaya değdiği
anda bakışları bir anda anlamsızlaşmıştı. masa ayaklarının altından çekilince, urganın ucunda dönmeye başladı. tam 360 derece döndü havada, sonra ağır ağır 180 derece daha döndü ve durdu. öylece kaldı havada. yalnızca urganın ucunda yana düşmüş başı ve beyaz ölüm gömleğinin altında da artık onsuz kalmış postalları gözüküyordu. ve bedeninde kasılmalar başladı. sanki kollarını
çözmek, kelepçeden kurtulmak ister gibiydi. kollar omuzlarda kasılıyor, ayaklarda bir titreşim görülüyordu.
Saat tam 01.25'ti. ilmik boğazına oturduktan sonra bunlar 4-5 saniye içinde olup bitti. baktım orada bulunan, olayı merakla izleyenlerden Deniz'leri ölüme mahkum eden mahkemenin başkanı ali elverdi'nin dudaklarında sigara vardı; ellerini arkasında kavuşturmuştu. infaz savcısı, yanındakilere küçük şakalar yapmaya çalışıyordu. ama yaptığı şakalara yine kendi gülüyordu nedense. gülmesi garip seslerle beliren biriydi. ve orada somutlaşan bir şey vardı: gardiyanlar, telkin'i kabul edilmeyen başı şapkalı imam, iki sivil doktor, tam bir saygı duruşu içinde infazı izlediler. subaylar, küme küme, kapı altının koğuşlara açılan kapısı önünde haki giysileriyle duruyorlardı. tevfik türüng, elleri parkasının ceplerinde, kısacık boyu, kısık gözleri, çopur yüzüyle olayı saygısızca izliyordu. bu arada ali elverdi, nedense üşümüş olacak ki, parkasını getirtti. çıt çıkmıyordu avluda. birden bir çırpınış sesi, kalabalıkta şaşkınlık yarattı. başlar hızla sesin geldiği yöne döndü. yüzlerden bir ürperti geçti. duvarın çıkıntısında düşmemek
için kanat çırpan bir güvercindi bu. bir güvercindi çırpınan.
sonra yüzler yine eski katı görünümüne döndü. doktorlar yanımızdaydı. halit bey, birine döndü: “bilinç, ne kadar zamanda kaybolur?”diye sordu.
“hemen o anda kaybolur bilinç” dedi doktor. “ama ölüm 5 ile 7 dakika arasında tamamlanır.”“yaftayı asın boynuna” dedi infaz savcısı.
bir dosya kağıdı boyutlarındaki kartonun üzerinde büyük harflerle karar yazılmıştı. kartonun iki ucuna bağlı bir ip vardı. yafta asıldı Deniz'in boynuna. savcı, doktorlara, ölüyü muayene etmelerini söyledi. bunu bir emir biçiminde söylemişti. iki doktor yanaşıp Deniz'in gömleğini sıyırdılar yukarı doğru. gömleğin altında kalan kollar çıktı ortaya. nabzını dinlediler. “nabız atıyor” dediler.
oysa infaz gerçekleşeli on dakika olmuştu. bunun nedeni: çift kat ilmik kullanılması, deniz'in dik yakalı kazak giymiş olması, bir de güçlü
bir beden yapısına sahip olmasıymış. savcı, cellatlara, "kelepçeyi çözün!" dedi. kelepçe açıldı. kollar beyaz gömleğin içinde sarktı. bir on dakika daha bekledik.
doktorlar yeniden yokladılar ölüyü. “biraz daha bekleyelim” dediler.
nabız atışları hala dinmemiş.
ve 02.15'te doktorlar ölüyü son bir kez daha
gözden geçirdikten sonra başlarını salladılar. tamamdı.
Gülünün Solduğu Akşam ERDAL ÖZ...

2023 yılbaşı fiyatlarımız...giriş ücreti 100 tl giriş ücretine ( 1 ) içki dahildir.
30/12/2022

2023 yılbaşı fiyatlarımız...
giriş ücreti 100 tl
giriş ücretine ( 1 ) içki dahildir.

29/12/2022
" tan cemal " gibi iyi bir dostunuz var ise, çok şanslısınız... gerçek dostları yanında tutanlardan olalım. 😊
02/08/2022

" tan cemal " gibi iyi bir dostunuz var ise, çok şanslısınız... gerçek dostları yanında tutanlardan olalım. 😊

Address

Katip Mustafa çelebi Mahallesi Büyükparmakkapı Sok. No: 17
Istanbul
34433

Opening Hours

Monday 12:00 - 04:00
Tuesday 12:00 - 04:00
Wednesday 12:00 - 04:00
Thursday 12:00 - 04:00
Friday 12:00 - 04:00
Saturday 12:00 - 04:00
Sunday 12:00 - 04:00

Telephone

+905326137932

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Arza Rock Bar posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category